Nişanlanmanın hukuki niteliğinin doktrin içinde tartışmalı olmasının nedeni, nişanlılığın hukukun yarattığı resmi bir müessese değil, toplumsal kabul görmüş ve şekillendirilmiş bir yaşam olgusu olarak ortaya çıkmasıdır. Bu sebeple, müessesenin hukuki niteliğini açıklamaya yönelik olarak; bazı görüşler nişanı sözleşme, bazıları karar, bazıları ise hukuki ilişki şeklinde tanımlamayı önermektedir. Şimdi bu görüşlere bir göz atalım.
Kanun koyucunun Nişanlılık ilişkisini düzenleme tarzı ve sistemi, Nişanlanmayı “sözleşme” görüşüyle açıklayanları destekler niteliktedir. Öncelikle, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 118. maddesine karşılık gelen İsviçre Medeni Kanunu’nun 90. maddesinin Fransızca metninde kenar başlık “Nişanlanma Sözleşmesi” olarak belirlenmiştir. Ayrıca, kanun koyucu, Nişanlanmayı sebepsiz veya haksız şekilde bozanı tazminat ödemekle yükümlü kılmış; bu durum, tazminatın bir sözleşme ilişkisinin varlığını işaret ettiğini göstermektedir. Bunun yanında, TMK’nın 118. maddesinin fıkrasının 2. bendinde “Nişanlanma” terimi kullanılmaktadır. Öyleyse, özellikle küçükler söz konusu olduğunda, nişanlanma yasal temsilcinin iznine bağlı olarak yükümlülük doğurmakta ve genel anlamda hak ve yükümlülükler, kural olarak bir sözleşmeden kaynaklanmaktadır.
Ek olarak, TMK’nın 119. maddesinin fıkrasının 2. bendine göre, Nişanın bozulması halinde önceden ödenmiş cezai şartın veya cayma tazminatının geri istenememesi, zımni olarak nişanın hukuki niteliğinin bir sözleşme olduğunu gösterdiği yönünde yorumlar da mevcuttur.
Nişanlanmayı “sözleşme görüşü”yle açıklayanlar arasında ise görüş ayrılıkları bulunmaktadır; bazıları nişanlanmayı ön sözleşme, bazıları bağımsız bir sözleşme, bazıları ise aile hukukuna özgü bir sözleşme olarak tanımlamaktadır.
- Nişanlanmanın Bir “İtimat İlişkisi” Olduğu Görüşü:
Bu görüşe göre, nişanlanmanın hukuki niteliği bir sözleşme olarak kabul edilemez; nişanlanma, sosyal hayatın bir yansımasıdır. Taraflara eda yükümlülüğü getirmeyen nişanlanmanın temelinde, itimadın yaratılması ve tekeffül edilmesi yatar; yani nişanlanma, tarafların evlenme sözleşmesini yapmaya hazır olduklarına açıkça inanmış olmalarına dayanır. Nişanlanmadan rücu da bu itimadın sarsılmasından kaynaklanır. Nişanlanma, ileride gerçekleşecek evliliğe yönelen bir devamlılık ilişkisi olup, hukuki değerini bir anlaşmadan değil, itimattan alır. Ancak bu görüş çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Eleştirilerden biri, evlenme vaadinin olmadığı bir ilişkide nişanlanmanın hangi andan itibaren mevcut sayılacağının belirlenmesidir. Nişanlanmanın başlangıç zamanının tespiti, daha sonra ortaya çıkabilecek sorunların çözüme kavuşturulması açısından önemlidir. Ayrıca, taraflardan biri böyle bir görünüm uyandırmış olsa da, nişanlanmayı istemiyorsa, artık nişanlanmanın varlığından söz edilemez.
- Nişanlanmanın “Tarafların İradelerinin Yöneldiği Bir Karar” Olduğu Görüşü:
Nişanlanmanın hukuki niteliğinin “karar” olduğunu savunan bir görüşe göre, nişanlıların ortak amacının evlenmek olması nedeniyle menfaat ve iradeleri aynı hedefe yönelmektedir. Bu durumda, nişanlanma; nitelik ve yapı farklılıkları olan bir ön sözleşme ya da bağımsız bir sözleşme olarak açıklanamaz. Hukuki niteliği bakımından nişanlanma, yalnızca bir karardan ibarettir.
Bu görüşü savunanlara göre, borçlar hukuku sözleşmelerinden farklı olarak nişanlanmada tarafların açıkladıkları iradeler birbirine zıt değil, aksine aynı yöndedir. Bir başka deyişle, nişanlanmada iki ayrı irade mevcut olsa da bu iradeler arasında bir uyum ve paralellik söz konusudur. Nişanlanma, işte bu aynı yöndeki iradelerin birleşmesiyle meydana gelir. Bu nedenle, böyle bir irade birliğinden doğan hukuki ilişki “sözleşme” değil, bir “karar” olarak tanımlanmalıdır.
Bu görüş, doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmıştır. Eleştirilerin temelini, iradelerin zıt ya da aynı yönde olmasının, sözleşmeler ile kararların birbirinden ayrılması için yeterli bir kriter oluşturmayacağı düşüncesi oluşturmaktadır.